Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRAS

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana daha kaliteli bir yaşam sağlamak için insanın yaratıcılığı ve toplumlar arası etkileşimler sonucunda ortaya çıkan kültürel değerlerin birikimidir.

DOĞAL MİRAS: Bünyesinde taşıdığı estetik,kültürel, bilimsel,ekonomik unsurlarla zenginleşen doğal güzelliklerin ve biyolojik çeşitliliğin oluşturduğu değerlerdir. Bu konu çok geniş kapsamlı olduğu için elimizden geldiğince her konuya değinmeye çalıştık.Ormanlarımız,madenlerimiz,milli parklarımız,antik kentlerimiz,saraylarımız,halk kültürlerimiz (tiyatro,hıdırellez,nevruz ,kırkpınar)el sanatlarımız,geleneksel giysilerimiz ,mutfağımız,müziğimiz,eski paralarımız,çalgılarımız,edebiyatımız (mani,tekerleme...)türbelerimiz...doğal ve kültürel miraslarımız arasında yer almaktadır. İçinde ülkemizinde yer aldığı 136 ülke Doğal ve Kültürel Dünya Malvarlığını Koruma Sözleşmesine üye olmuştur.Sonuçta hepimiz öğretmen olacağız.Bu konuyu çocuklara anlattıktan sonra onlarda gerçekleşmesini beklediğimiz davranışlar neler olabilir?

1)Çevre bilinci kazanmaları

2)Dünyaya daha olumlu bir bakış açısıyla bakmaları.

3)Doğal ve kültürel miraslara bakarak geçmiş analizi yapabilmeleri.

4)Ortak miras paylaşım bilincine sahip olabilmeleri

5)Doğal ve kültürel kaynakları koruma duygularının gelişmesi

6)Güzellik ve estetik duygularının gelişmesi gibi davranışlarla etkin bir vatandaş olma yolunda önemli bir adım atarlar.

Zaten eğitim;bireyin davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla istendik değişiklikler yaratma süreci değil midir?Bu da bir anlamda kendini tanımak ve geliştirmek ayrıcalığıdır.Eğitimin en büyük katkısı yaşamı güzelleştirme bilinci kazandırmasıdır.Yaşamı seven ve onu bir armağan gibi gören eğitilmiş insan üretkendir.Yaşamı ve anlamını bilen bir birey degüzelliğin sadece hayatta olmak olmadığını,var olmanın üretmekle ,düşünmekle ve düşüncelerini eyleme dökmekle bir anlamı olduğunu bilir. Doğal ve Kültürel Dünya Malvarlığı Sözleşmesi'ne katılmakla bitmiyor her şey .Bu sözleşmenin koruma listesine alınan Pamukkale Travertenleri kararmaya başladı.Yani her şey aslında bizlerde bitiyor.Hangimiz bunun için bir şeyler yaptık ki?Sadece 5 dakika üzüldük.Çünkü çoğumuz bu sıralara gelene kadar bunların öneminin farkında değildik.Bir çoğumuzda halen farkında değiliz.Gelecek nedir?Kültür nedir?Hepsinin sözlük anlamından başka hiçbir şey bilmedik.Pikniğe gittik söndürmeyi unuttuğumuz ateşlerle ormanları yaktık.En iyi halde arkamızda bir çöp ordusu bıraktık.(Hafızamızı zorlayıp 5-10 yıl öncesine gidecek olursak hepimiz tv.lerde gösterilen orman yangınları ve çevre kirliliği ile ilgili programları hatırlarız.)Hiç bitmezdi ya ormanlar,kocaman gökyüzü nasıl kirlenirdi ki?Sanki hepsi bize aitti.Çocuklarımızı çok severiz ama onlara yaşayacakları güzel bir dünya bırakmayı akıl edemeyiz.Düşünün biraz bir parça kömür ancak 2000 yılda oluşuyor.Bizim bu kadar şansımız ve zamanımız var mı sizce?Sizce bu konu insanlar tarafından neden önemsemiyor? -Çünkü bu konuyla uğraşmanın cebimize bir katkısı olmayacak. -Bu konuya topluma örnek olması gereken öğretmenlerimiz tarafından yeterince önem verilmiyor. -Toplumumuzun tatil anlayışı çok farklıdır. -Medya bu konulara yeterince eğilmiyor. -Bakanlık halkı biliçlendirme konusunda yeterli duyarlılığı gösteremiyor. Kültürel kaynaklarımızı sadece getirdiği turist sayısı kadar önemsiyoruz.Nemrut Dağı'ndaki eserler lime lime dökülüyor.Biz bunu zamkla yapıştırarak eski hakine getirebilir ya da koruyabilir miyiz veya Ağrı İshak Paşa Sarayını nasıl restore edebiliriz?Bu kötü gidişata dur diyebilmek için : Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı müzelere götürüp,bulunduğumuz yerde tarihi eserler varsa oralara geziler düzenleyip,kültürel varlıklarla ilgili efsaneler anlatarak ,bu varlıkların bizim tarihimiz olduğunu ,tarihin de en büyük miras olduğunu benimseterek bu konunun önemini ve sevgisini kazandırabiliriz. Yüzyıllarca çeşitli uygarlıklara sahip olan coğrafyamız doğal ve kültürel kaynak bakımından olağanüstü bir potansiyele sahipken neden biz bu potansiyeli kullanmayalım?Örneğin Paris'e gelen turist sayısı 16 milyon iken ülkemize gelen turist sayısı 1 milyon ile sınırlıdır.Oysa ülkemizde zaman duaya ,renge,ışığa,tarihe ve mutluluğa dökülmüyor mu?Peki aradaki bu uçurumun sebebi ne olabilir? En yoksul toprak bile tohum doludur.Bu taşlaşmış ülkenin betonlaştırılmış sokaklarında bile saygılı bir doğa duygunu koruyabiliriz.İnsanların becerebildiği (o da akarsu kenarlarında),üç tür ağaç yetiştirmek-oysa o yavaş dingin kendinden emin doğa herşeye rağmen yüzlerce çiçeği nasıl da her yıl yeniden saçıyor her yana;insanların yemekiçin ektikleri tahılların tarlalarına da kırmızı , mavi,mor,beyaz parıldıyorlar yenecek bitkilerin tekdüze yeşil-sarılığı içinden.Çiçek dolu kocaman ıhlamur ağacının üzerine yağan yazyağmurunun süzülüp yere düşen her bir damlası biraz kokulanmaz mı? Son ağaç kesildikten, Son ırmak zehirlendikten, Son balık yakalandıktan sonra göreceksin ki;elde edeceğin paranın o zaman hiçbir değeri kalmayacak! Günümüzden 5000 yıl önce Akkat Kralı Naramsin;Akarsular uzağındaki,büyük denizler aşımındaki ,dağlar ötesindeki ey zavallı ahali!Korkun!Ben geliyorum;Kılıcımı çektim,yeni vatanlara adım adım ilerliyorum.Kılıcım keskin ,ordum yenilmez,bileğim bükülmez,yüreğim acı dinlemezdir benim.Demiş. Bizler de;kalemi keskin,bileği bükülmez,yüreği acı dinlemez öğretmen adayları olarak küçük yüreklere doğal ve kültürel kaynakların önemini ve güzelliğini anlamaları için ilk tohumları ,yılmadan ,yorulmadan ,cesaretle neden ekmeyelim?

DOĞAL VE KÜLTÜREL DÜNYA MALVARLIĞI SÖZLEŞMESİ

Bu sözleşmeye 136 ülke katılmış.Türkiye'nin katılımı ise ;16 Mart 1983 yılında gerçekleşmiştir. "Dünya Malvarlığı Sözleşmesi" olarak adlandırılan,doğal ve kültürel ortak varlıkları korumakla ilgili sözleşme,devletlerin kendi toprakları üzerindeki korunmalarında bütün insanlığın ortak çıkarı olduğu kabul edilen değerdeki anıt ve sit alanlarını korumayı taahhüt ettikleri hukuki bir metindir. Bu devletler aynı zamanda,başka devletlerin üzerindeki,evrensl değere sahip malvarlığına saygı göstermek ve maddi katkı sağlayarak ,bunu yapacak olanaklardan yoksun ülkelerdeki malvarlığının korunmasında işbirliği yapmakla da yükümlüdürler.

ULUSLARARASI BİLİNÇLENME

1960'larda Assuon Barajı'nın yapımıyla Nübye'dekianıtların sular altında kalarak yok olmasıyla gündeme geldi.Uluslararası komuoyu ayaklandı ve ilk defa,bu olayın yol açacağı yıkımların sadece Mısır ve Sudan için değil bütün bir insanlık için telafisi imkansız bir kayıp olacağının bilincine vardı.Artık herkes bu anıtların korunmasının sadece ilgili ülkelerin altından kalkamayacağı kadar büyük olanaklar gerektirdiğini anlamıştı.Böylece ortak bir malvarlığı düşüncesi ve bunun gerektirdiği ortak sorumluluk bilici şekillendi.8 Mart 1960'da Unesco Genel Başkanı'nın Nübye'daki anıtları kurtarma çağrısı üzerine 30 milyon dolar toplandı. Aynı dönemde ,doğal olanların korunmasıyla ilgili sesler gitgide gürleşir.o zamandan beri hızla önemi artan çevreci hareket insanlık tarihinin ve insanın geleceğinin ayrılmaz bir parçası olan doğal zenginliklere saygı gösterilmesi konusunda bilinçlenmeyi olumlu yönde etkiledi.Dünya Malvarlığı sözleşmesi bu iki akımın birleşmesinden doğmuştur.İnsana ve doğaya ait eserleri tek ve ortak bir malvarlığı kabul eden sözleşme ,1972'de Unesco Genel Konferansında kabul edilerek büyükbir yeniliğin öncüsü olmuştur.

VARLIKLARIN ENVANTERİ

Her ülkede bulunan kültürel ve doğal zenginlikler arasından korunması uluslararası toplumu ilgilendiren ögeler saptanır.Sözleşme metninde bu varlıkların sanat,tarih,bilim veya doğal güzellik açısından"benzersiz evrensel değer"taşıması gerektiği bildirilmiştir. Sözleşmeye katılan devletler kendi ülkelerinde Dünya Malvarlığı Listesi'nde yer almaya değer gördükleri varlıkların bir listesini hazırladıktan sonra bunu ilgili komiteye sunarak Dünya Malvarlığı Listesi'ne alınmasını isterler.Sözleşmeye imza koyan 21 ülke temsilcilerinden dönüşümlü olarak seçilen hükümetlerarası bir organ olan Dünya Malvarlığı Komitesi,sunulan önerileri inceler.Araştırmalarını Uluslararası Anıtlar ve Sit Alanları Konseyi (ICOMAS) ve Doğanın ve Doğal Kaynakların korunması için uluslararası birlik (UICN) adlı,hükümetlere bağlı olmayan iki uzman kuruluşun sağladığı ayrıntılı bilgi verilerine dayandırır.Her yıl incelenen dosya sayısı kabarmakla beraber Dünya Malvarlığı Listesi'nde 86 ülkeye dağılmış 378 varlık yer almıştır.Türkiye'nin Dünya Malvarlığı Listesi'nde yer alan Doğal ve Kültürel Kaynakları: -İstanbul'daki Tarihi yerler (K:6 Aralık 1980) -Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kaya Kiliseleri (D/K 6 Kasım 1985) -Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (K:6 Aralık 1985) -Boğazköy Hattuşaş Siti (K:28 Kasım 1986) -Nemrut Dağı (K:11 Aralık 1987) -Ksortos ve Letoon (K:9 Aralık 1988) -Pamukkale Eski Frigya Şehri Hierapolis Siti(D/K:9 11 1988)

SEÇMEDE GÖZÖNÜNE ALINAN ÖLÇÜTLER

Kültürel Miras Sayılabilmesi İçin Gereken Ölçütler: -Belli bir dönemde büyük bir etki yaratmış olmak. -Kayıp bir uygarlığınkanıtlarını sunmak. -Önemli bir tarih dönemine ışık tutmak. -Geleneksel yerleşim örnekleri sunmak. -Temel ,düşünce ve inançlarla doğrudan bağlantılı olmak. Doğal Miras Sayılabilmek İçin Gereken Özellikler: -Dünyanın evrimindeki önemli aşamaları yansıtmak.(Ekvador açıklarındaki Galapagos Adaları) -Etkin durumdaki jeolojik süreçleri temsil etmek.(ABD'deki Hawai Yanardağları) -İlginç oluşumlar veya benzersiz güellikler sunmak. (Kapadokya Bölgesi ve Göreme Milli Parkı) -Tehdit altındaki türleri barındırmak (yok olan bitki ve hayvan türleri gibi) Manyas Kuş Cenneti.

-SÖZLEŞMENİN ROLÜ-

Bütün bir ortak kültür ve doğa malvarlığı tehdit altında olmakla birlikte, sözleşme sadece Dünya Malvarlığı listesine kayıtlı varlıklara uygulanır. Bazı varlıklara öncelik verilmiş olması bu sözleşmenin kapsamını sınırlamıştır. Çünkü uluslararası toplumun hedefi, önce en önde gelen varlıklara dikkat çekmek ve bunların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için işbirliğini öngörür. Bir varlığın listede kayıtlı olması kendisine tartışılmaz bir saygınlık kazandırır.Bu eseri korumaktan birinci derecede sorumlu ilgili ülke,uluslararası topluma karşı yükümlülükler üstlenmektedir.Dünya Malvarlığı Komitesi,olumsuz durumlarda medyanın da aracılığıyla ilgili ülkeye bu yükümlülüklerini hatırlatabilir.Bu baskılar sayesinde birçok baraj,çevreye zararlı fabrika veya aşırıya kaçanturistik altyapılara ilişkin projeden vazgeçilmiştir.Yılda yaklaşık 2,5 milyon doları bulan fonlarıyla Dünya Malvarlığı Komitesi,uzman ve malzeme gönderme,eğitim ve bilgi etkinliklerinde bulunma ve anıt restorasyonları veya doğal parkların işletilmesi gibi büyük projeler için finansman kaynakları araştırma gibi katkılarla uluslararası bir işbirliğini örgütler.

-DOĞA VE KÜLTÜR MİRASI ÜZERİNDEKİ TEHDİTLER-

Çok çeşitli sorunlarımız var.Kısmen gelişmeye ve yaşam biçimindeki değişmelere ,doğal kaynaklar üzerindeki nüfus artışına ,sanayileşmeye ,kent merkezlerinin modernleşmesine veya çevre kirliliğine bağlanabilen bu sorunlar kısmen de ihmal, ilgisizlik ve yoksulluktan da kaynaklanmaktadır. Ayrıca su baskınları,orman yangınları,yer sarsıntıları,doğal afetlerde çok büyük zararlara yol açmaktadır.Ve gnümüzde bu sorunlar tehlikeli bir biçimdeçoğalıp genişlemektedir.

-TÜRKİYE'NİN ŞAHESERLERİ-

Eski Uygarlıklar,Eski Kentler -Surlar,Kaleler -Saraylar Köşkler -Yalılar Konaklar,Dinsel yapılar -Medreseler,.Darüşşifalar,İmaretler,Hamamlar -Hanlar,Kervansaraylar,Çarşılar ,Bedestenler -Kutsal yerler,eşyalar,Dergahlar,Mezarlar,Kümbetler -Türbeler,Köprüler,Su kemerleri,Sarnıçlar,Şadırvanlar -Çeşmeler,Sebiller,Kuş köşkleri,Çam sanatı,Çiniler -Taş oymalar,Bezemeler,Sedef kakmalar,Halı ve Kilimler

-BAZI SARAYLARIMIZ- Beylerbeyi,Aynalıkavak Kasrı,Dolmabahçe Sarayı,Filizi Köşk,Florya Atatürk Köşkü,Ihlamur Kasırları,Küçüksu Sarayı,Maslak Kasırları,Yalova Atatürk Köşkleri,Yıldız Sarayı,Yerebatan Sarayı...

-DOĞAL VE KÜLTÜREL KAYNAKLARIMIZ

Türkiye matematiksel konumu ve özel konumunun belirlediği çok uygun coğrafi şartlar nedeniyle ,yüksek bir turistik potansiyel bölgenin odak merkezi durumundadır.Bu avantajı bulunduğumuz coğrafya belirlemiştir. Kültürel kaynaklar bile temelde bu coğrafyanın eseridir.Çünkü,gerek milli ve gerekse evrensel kültürlerin kaynağıakılcı ve radikal bir mantıkla değerlendirildiğinde ,hiç kuşku yok ki bunların esas nedenlerinincoğrafyada saklı olduğu görülür. Türkiye,yüzölçümü büyüyklüğü ve uç noktaları arasındaki uzaklıklar bakımından da ,avantajlıdır.Uç noktalar arasındaki çok belirgin uzaklık farkı ve ülke büyüklüğü,kısa mesafelerde değişen çok farklı turistik çekicilikler ve zenginlikler sunar.Bunlar,doğal ve kültürel kaynaklar diye iki büyük kategoride incelenir.

-DOĞAL KAYNAKLARIMIZ- MİLLİ PARKLAR

Genel anlamıyla peyzajının (genel görünümünün)veya doğal özelliklerinin korunmayaalındığı bir arazi ünitesidir.Ülkemizde ise;devletçe koruma altına alınmış ,insan eliyle doğal dengesi bozulmamış bölgeler diye tanımlanabilir. Değişik doğa harikalarının korunması ve bozulup yok olmadan gelecek kuşakların hizmetine sunulmasıdüşüncesi,milli parkların belirlenmesinde rol oynayan temel bir nedendir.Bu tebdir,aslında "doğayı koruma"düşüncesinden kaynaklanmıştır. Milli park sahası olarak ayrılmış olan bir bölgenin başlıca karekteristik özelliklerinden bazıları: 1)Bölgenin flora ve faurası orjinaldir.Korunması gereken,ender bulunan bitki türleriyle,hayvan türlerine sahiptir. 2)Bölgede ,iç veya dış güçlerle ilgili süreçlerin eseri olan bazı doğa harikalrı vardır.Flüviyatil süreçlerden doğmuş şekiller(Çağlayanlar,vadiler kanyonlar,obruklar vb.)dünyanın iç yapısından kaynaklanan bazı şekiller(Kırık basamaklar,kuestalar,volkanik doruklar vb.)ve gayzerler ,termal kaynaklar ,peri bacaları gibi. 3?Devlet denetimindedir,yasalarla oluşturulur.Denetim altında buralardan yararlanılır.Denetim,örneğin avcılığın yasak oluşu,piknik yapılmasının yasak oluşu,bitki örtüsünün tahribinin önlenmesi gibi tebdirlere yöneliktir. 4)Bilimsel açıdan önemlidir.Soyu tükenmiş bazı hayvanları,doğal yaşayış şekşlleriyle bu gibi parklar sayesinde korumak mümkün olur. 5)Koruma altına alınmış ololan bu gibi doğal peyzaj ünitelerinin elemanları çoğunlukla doğal süreçlerin eseridir.Ama beşeri değerlere de sıkça rastlanır.Antik kent kalıntıları,mağaralar,kale, sur kalıntıları gibi. Türkiye'de milli park sözcüğü ilk kez 1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Yasası'nda yer tutar.İlk milli parkımız Yozgat'ta kurulan Yozgat Çamlığı Milli Parkıdır.1958'de koruma altına alınmıştır.Toplam milli parkımız (1989)20'dir.En büyük yüzölçümüne sahip milli parkımız ise 69.800 ha.lık yüzölçümüyle "Olimpos(beydağları)Milli Parkı"dır. Yüzölçümü Büyüklüğü Sırasına Göre Türkiye Milli Parkları(1958-1989)

ADI BULUNDUĞU YER        YÜZÖLÇÜMÜ           (HA.)      
1)Olimpos (Beydağları) Antalya 69.800
2)Munzur Vadisi Tunceli 42.900
3)Köprülü Kanyon Antalya 36.134
4)Başkomutanlık Afyon-Kütahya 35.500
5)Gelibolu Yarımadası Çanakkale 33.600
6)Uludağ Bursa 11.338
7)Dilek Yarımadası Aydın 10.985
8)Altındere Trabzon 10.300
9)Göreme Nevşehir 9.572
10)Karatepe-Aslantaş Adana 7.715
11)Termessas Antalya 6.702
12)Kovada Gölü Isparta 6.534
13)Spil Dağı Manisa 5.505
14)Yedigöller Bolu 2.019
15)Ilgaz Dağı Kastamonu 1.080
16)Soğuksu Ankara 1.050
17)Kızıldağ Isparta 549
18)Abant Bolu 290
19)Yozgat Çamlığı Yozgat 264
20)Kuş Cenneti Balıkesir 64
                 																			+:::::::::::::::::::::::::::::::: 291.930 ha.

Milli Park Bölgelerinin Başlıca Turistik Kaynak Değerleri

 

ADI KURULUŞ YILI KAYNAK DEĞERLERi

1)Olimpos(Beydağları) 1972 Tarihi,Jeolojik,Fitolojik,Arkeolojik

2)Munzur Vadisi 1970 Zoolojik,Jeolojik

3)Köprülü Kanyon 1973 Tarihi,Jeolojik,Fitolojyk,Zoolojik

4)Başkomutanlık 1981 Tarihi ve Kültürel

5)Gelibolu Yarımadası 1973 Tarihi,Jeomorfolojik,Fitolojik

6)Uludağ 1961 Jeolojik " "

7)Dilek Yarımadası 1966 " " "

8)Altındere 1986 Tarihi,Fitolojik,Jeomorfolojik

9)Göreme 1986 ,Jeomorfolojik

10)Karatepe-Aslantaş 1958 " ,Arkeolojik,Fitolojik

11)Termessas 1970 , ,Zoolojik,Fitolojik

12)Kovada Gölü 1970 Jeomorfolojik,Zoolojik,Fitolojik

13)Spil Dağı 1968 " ,Jeolojik, "

14)Yedigöller 1965 " ,Zoolojik,

15)Ilgaz Dağı 1976 Fitolojik,Zoolojik

16)Soğuksu 1969 ,Jeolojik

17)Kızıldağ 1959 ,Termal

18)Abant 1987 ,Jeomorfolojik

20)Kuş Cenneti 1959 Ornitolojik,Fitolojik

PERİBACALARI:Bu şekiller genellikle sel yarıntıları arasında "Sütun ve kule"biçiminde yükselmiş"koni ya da silindirik görünümleri olan "yeryüzü aşınma şekilleridir.Yükseklikleri 20-30 metre arasındadır.Çok sayıda kulenin birarada oluşmuş olması peribacaları bölgelerine uzaktan bakıldığında"kulelerle süslenmiş"esrarengiz bir kent yerleşim bölgesi görünümü verir."Peribacası" adı da buradan gelir.Yurdumuzda bu tip şekiller en çok Ürgüp-Nevşehir çevresi ile Aksaray Ihlara Vadisi'nde görülür.Çevreye daha çok Göreme Vadisi denir ve Göreme Açık Hava Müzesi adıyla koruma altına alınmıştır.Göreme Vadisi'nin tarihi adı Kapadokya Bölgesidir.Yerleşme tarihi eski çağa kadar uzanır.Bölge tarinde sırayla Hititler,Llidyalılar,Persler ve Romalılar egemenlik sürmüşlerdir. Hristiyanlık dininin yayılmaya başladığı Hz.İsa'dan sonra birçok din azizleri burada saklanmış ve zamanla çok sayıda kilise yapılmıştır.Tanınmış kiliseler arasında Çavuşin,Tokalı,Elmalı;Yılanlı,Barbara...gibi360'dan fazla kilise ve manastır vardır..

TRAVERTENLER

Karstik topografya bölgelerindeki birikme şekillerinden olan "traverten basamakları ya da taraçalar"ının en tipik örneklerine Denizli-Pamukale ile İçel_Göksu Vadisi,Antalya ve Bursa gibi yörelerde restlsnır. İçinde erimiş kireç taşıtortusubulunan ve daha çok kireçli sıcak suların(termal kaynaklar)"akış yatağı"çevresi ile yatak koyunda oluşan lireç tortusu basamakları veya yığınlarına traverten basamağı denir. Traverten taraçaları,çevre kirlenmişse uzaktan pamuk yığını ya da kar yığını gibi gözükür.Bu nedenle Pamukkale diye anılır.Denizli-Pamukkale bölgesi en güzel örneğidir bu oluşumların.Aslında burada,Antik Çağda "KutsalŞehir"anlamına gelen ,Pamukkale (Hierapolis)kenti vardı. Pamukkale travertenleri Dünya Malvarlığı Listesi'ne alınmış ve korunması amaçlanmıştır.

MAĞARALAR

Karstik oyulma şekillerinin en tipiklerinden biri de mağara denilen yeraltı ve yerüstü boşluklardır.Suların eritme süreciyle ve özellikle" karst bölgeler "de oluşmuşlardır.Bazıları yatay ve düşey doğrultuda gelişmiş karmaşık,planlı ,çok katlı ve yüzlerce metre uzunlukta "mağara sistemleri"oluşturur. İnsanın bir konutta barınma düşüncesi ilk kez mağaralara yerleşmesi suretiyle doğmuş. Mağaraları çeşitli özellikleriyle inceleyen ilme "Speleoji" (mağara bilimi)denir.Bu bilim 18.yy'da doğmuştur.Türkiye'da 1964'te kurulan Türkiye Mağara Araştırma ve Turizm Derneğinin kurulması bu ilmin gelişmesinde etkili olmuştur. Jipsli,kalkerli ve dolomitli petregrafik yapıların fazla yer tutması nedeniyle Türkiye mağara sayısının çok olduğu bir ülkedir.(40.000 dolayında)önemli birkaç mağaramız:

KARAİN MAĞARASI:Antalya'nın kuzeybatısında kente 27 km.uzaklıktadır.1946'da başlatılan prehistorik kazılar sonucu Paleolitik devir insanlarına ait olduğu sanılan "el baltaları, Neondertal insanına ait olduğu ileri sürülen insan dişi ,mağara aslanı dişleri" fosilleri bulunmuştur.Bunlar ve diğer kültürel kalıntılar, mağara girişi yakınındaki Karain Müzesi'nde sergilenir.

DAMLATAŞ MAĞARASI:Alanya'nın 1 km.kadar batısındadır.1948'de bir rastlantı sonucu keşfedilmiştir.Sıcak ve nemli havasıyla adeta bir hamamı andırır.İçindeki kaynak suları sıcaklığı radyoaktif olduğundan astım ,bronşit tedavisinde kullanılır.1954'ten beri" termal buhar tedavisi "amacıyla yararlanılır.

CENNET CEHENNEM MAĞARALARI (OBRUKLARI):Silifke'ye 23 km. uzaklıkta ,Narlıkuyu yakınındadır.Buköyün kuzeyinde bulunan mağaralardan "batıdaki Cennet,doğudaki Cehennem mağarası"olarak bilinir.Bunlar Miyosen devrinde yeraltı sularının oyması ve tavanlarının çökmesi sonucu oluşmuşlardır.İki mağara arasında yaklaşık 100m.lik bir uzaklık vardır. Cehennem mağarası 110 m.derinliktedir.Derin bir çöküntü kuyusu olması nedeniyle,düşüldüğünde içinden çıkılmaz.Hristiyanlığın ilk yıllarında bu dini benimseyen günahkarların atılıp cezalandırıldığı bir kuyu olduğu ve bundan dolayı bu adı aldığı rivayet edilir.

DAĞLAR VE YAYLALAR:Farklı potansiyel kaynak bölgeleridir.Ormanlara ve step örtülerine yer vermeleri ormancılık ve hayvancılık ekonomileri yönünden değer taşırlar.Mdencilik ekonomisi yönünden de önemlidir.Dağlar, bilimsel sportif ve sağlıkla ilgili nedenlerle ilgi odakları durumundadır.

DAĞCILIK:Nispeten maceralı ve tehlikeli yönleri olan özel bilgi beceri ve hazırlıklar gerektiren turistik yönü ağır basan bir faaliyettir.Dağcılık ve dağ turizminin ülkemizdeki öncüsü,A.V.TÜRKÜSTÜN'dür.Aynı zamanda "Mont Blanc" doruğuna tırmanan ilk türk dağcıdır.Yurdumuzda askeri dağcılık,Eğirdir''de Dağ Talimgahı Okulu 'nun kurulmasıyla başlamış ve 1956'da eğitim merkezinin adı,Dağ ve Komando Okulu diye değiştirilmiştir.1966'da Türk Dağcılık Fedarasyonu kurulmuştur.Türkiye yüksek ve dağlık bir ülkedir.Genellikle sıradağlar ve bu arada bazı dağ kütleleri belli yüksekliklere kadar (2000-2200 ile 2400-2800 m.)yer yer gür bir orman formasyonu ile örtülüdür. Türkiye'deki Kış Sporları Merkezi Durumuna Gelmiş ve Getirilebilecek Olan Potansiyel Bölgeler:

DAĞIN ADI               BULUNDUĞU İL            BUGÜNKÜ DURUMU
1)Uludağ Bursa Kış Sporları Merkezi
2)Beydağları Antalya Yerel Önem Taşır
3)Akdağ " " " "
4)Kartalkaya Bolu " "
5)Palandöken Erzurum Kış Sporları merkezi
6)Erciyes Kayseri Kış Sporları merkezi
7)Ilgaz Kastamonu Yerel Önem Taşır
8)Büyük Ağrı Ağrı Potansiyel Bölge
9)Köroğlu Dağı Bolu " "
10)Kaçkarlar Rize " "
11)Hasan Dağı Aksaray " "
12)Toros Dağları Niğde " "
13)Süphan Dağı Bitlis " "
14)Bolkar Dağları İçel " "
15)Zigana Dağı Trabzon Yerel Önem Taşır
16)Elmadağı Ankara " " "

ULUDAĞ :2543 m. yüksekliğinde Bursa Ovası'nın güneyinde yükselen dik yamaçlı bir volkanik motiftir.Kuzeybatı-Güneydoğu yönünde uzanan dağ yaklaşık 40 m.lik uzunluk ve 15-20km.lik genişlik gösteren bir tabanüzerine oturmuştur.Eski Çağ'da Olimpos Dağı ve Bizanslılar devrinde ise Keşiş Dağı olarak bilinir.1925'te T.B.M.M. tarafından "Uludağ" diye değiştirilmiştir.Dağ ve çevresi milli park durumundadır.Uludağ'ı önemli bir duruma getiren faktörler: 1)Bursa'nın sahip olduğu tarihi zenginlikler 2)Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlere yakınlığı 3)Zamanla turistik yatırımların önem kazanması. 4)Dağ turizminde çeşitlilik

BÜYÜK AĞRI: Türkiye-İran sınırına yakın (34 km.)olup Küçük Ağrı volkanik dağı ile arasında "Serdarbulak Geçidi" vardır.Iğdır Ovası'nın güney kesiminde,yaklaşık 1200 kilometrekarelik bir taban üzerinde yükselmiştir.Hemen hemen 4000 m. yükseklikten sonra dağı, devamlı kar örtüsü daha yükseklerde ise bir tekke buzulu ile örtülüdür. Tam zirve bölgesinde kar ve buzul örtüsü yoktur.Rivayete göre Nuh Tufanı öncesinde Hz.Nuh ve beraberindekilerin bindiği gemi tufan sonrasında sular çekilince bu dağda karaya oturmuştur.Bu nedenle Ağrı Dağı'na tırmananların bir kısmı Nuh'un Gemisi'nden kalıntılar aramak üzere bu yolculuğa çıkmışlar

YAYLACILIK :Yüksek bir potansiyele sahiptir.eskiden tarımsal amaçlı yapılan yaylacılık yerini turistik amaçlı yaylacılığa bırakmıştır.Özellikle Akdeniz Bölgesi yaylaları çok önemlidir. Antakya teknepınar,İskenderun Soğukoluk,Adana Bürücek ve Tekir yaylaları İçel'de Çamlıyayla ,Çamalan,Damlama gibi yerleşimler vardır. Karadeniz Bölgesi bu konuda önemli bir potansiyeldir.Trabzon Zigana yaylaları,Ordu Çambaşı ve Turnalı ,Kastamonu Devrekani,daday yalaları birer potansiyeldir.

ORMANLARIMIZ :Türkiye yüzölçümünün %26'si (20 milyon hektar) ormanlarla kaplidir. Bu alanlarin yaklasik 9 milyon hektari oldukça iyi, geri kalan 11 milyon hektari ise bozuk ormanlardir. Avrupa ülkelerinde dogal orman alanlari çok az olmasina ragmen (%5) Türkiye'deki orman alanlarinin büyük bir kismini dogal orman alanlari olusturmaktadir. Türkiye'nin ormanlik alanlari daha çok Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz 'i çevreleyen daglara lokalize olmustur. Orman agaçlari arasinda en ilginç agaç türü 3. zaman (Tersiyer) relikte olan sigla (Liquidambar orientalis)'dir. Bu agaç türü Türkiye'nin Güney Batisindaki nemli vadiler ile taban suyu yüksek alanlara toplanmistir. Simdiye kadar sadece Girit adasinda yetistigi zannedilen Hurma'nin Türkiye'nin güneybatisindaki Datça yarimasinda bulunan bazi koylarda da yetistigi farkedilmistir. Yapragini döken orman agaçlari arasinda en yaygin olanlar fanus oriyantalis (Kuzey ve Bati Anadolu'da) ile Quercus spp. (Bütün Türkiye'de) dir. Bunlar çogunlukla tek düze ancak bazi yerlerde karisik ormanlar olustururlar. Türkiye'de en yaygin vejetasyon tipleri maki, igne yaprakli ya da yapragini döken agaçlardan olusan orman vejetasyonu ile step vejetasyonudur. Bunlarin yaninda bazi ekolojik farkliliklar nedeniyle daha az yaygin formasyonlarda görülür. Maki vejetasyonu Akdeniz, Ege ve Marmara denizleri çevrelerinde ortalama 0-1000 metreler arasinda yaygindir. Karadeniz bölgesinde ise enklavlar halinde, yer yer ve kesintili olarak görülür. Bu vejetasyona ait bitkiler deniz ile ilisikli bazi büyük nehirlerin yer aldigi vadiler yolu ile Ülkenin iç kesimlerine kadar sokulur Step vejetasyonu, Iç ve Dogu Anadolu bölgelerinde yaygindir. Step formasyonu açisindan ülkenin dogu ve batisinda, bu formasyonu olusturan tür kompozisyonu farkliliklar gösterir. Yüksek dag kompozisyonunu olusturan tür kompozisyonu da kuzey ve güney daglarinda farklidir. Yukarida bahsedilen yaygin vejetasyon tipleri disinda, çok özel ekolojik sartlarda yetisebilen sucul ve halofitik bitkilerin olusturdugu bitki komüniteleri de vardir.

MADENLER: İşletilen maden yataklarının başında Divriği,Kangal,Hekimhan-Hasançalabi'deki yataklar gelir.Ayrıca Kayseri,Adana ,Kahramanmaraş ,Hatay,Çamdağı ve Eğmir(Balıkesir) de işletilen demir yatakları vardır. KROM:İşletilen kromit yataklarının bulunduğu yerler: Elazığ (Guleman), Muğla (Fethiye,Köyceğiz), Eskişehir,Erzurum,Antakya İslahiye arası,Aladağ (Adana) ve ayrıca Toros Dağları'nda irili ufaklı çok sayıda kromit dağı bulunmaktadır. BAKIR:İşletilen yatakların bazıları: Elazığ (Maden), Artvin (Murgul),Kastamonu (Küre) BOKSİT:Seydişehir ve Akşehir (Konya),Isparta ,Antalya ( Akseki) , Gaziantep (İslahiye ), Hatay ( Dörtyol),

MANGANEZ: Ege ,Marmara,Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgelerinde (Uşak,Muğla,İstanbul,Kırklareli,Balıkesir,Kastamonu,Trabzon,Artvin,Gaziantap,Adana,Sivas ve Afyon)

ÇİNKO: Coğrafi dağılışı kabaca şöyledir: Giresun,Rize,Balıkesir,Çanakkale,İzmir,Kütahya,Aladağ ve Bolkar Dağı

VOLFRAM: Uludağ'da bulunan volfram yatakları Etibank tarafından işletilirdi.Diğer rezervleri ise Kırıkkale,Kırklareli,Elazığ ve Niğde illerinde bulunmaktadır.

NİKEL:Türkiye nikel cevheri bakımından zengin değildir.Manisa il sınırlarında nikel yatakları bulunmaktadır.

ALTIN VE GÜMÜŞ: Günümüzde Samsun Karadeniz Bakır İzobe Tesislerinde yan ürün olarak üretilmektedir.Kayseri'de ise yan ürün olarak gümüş elde edilmektedir.Ayrıca Balıkesir,Antakya,Niğde,İzmir ve Çanakkale'de altın ve gümüş yatakları bulunmaktadır.

URANYUM: Türkiye uranyum yatakları Manisa (Salihli)ve Yozgat (Sorgun) ta bulunmaktadır.

CİVA: Civa yatakları Konya,İzmir,Uşak,Manisa ve Kütahya illerinde bulunur.

TAŞKÖMÜRÜ: En zengin taşkömürü yatakları Batı Karadeniz Bölümü'ndedir.Bu yatağın dışında Antalya ve Diyarbakır çevrelerinde de bulunmaktadır.Yıllık 4-5 milyon ton üretim ülke ihtiyacımızı karşılamktan uzaktır.

LİNYİT: Türkiye'nin her coğrafi bölgesinde linyit yatakları (250'den fazla) mevcuttur.Bunlardan 50 kadarı işletilmektedir.İşletilen en büyük yatakların başında Afşin,Elbistan,Nallıhan,Beyşehir,Seyitömer,Tavşanlı,Tunçbilek,Soma, Yatağan,Bayat gelmektedir.

PETROL: Türkiye'de petrol aramaları 19.yy.ın sonlarında yabancı şirketler tarafından başlatılmıştır.İlk petrol 1941 yılında Raman Dağı'nda ( Batman) ve Garzan 'da MTA tarafından çıkarılmıştır.Trakya'da Hamitabat'ta az miktarda petrol çıkarılmaktadır.